MENU
Ani – Tanrıça Anahit’in Kenti

Ani – Tanrıça Anahit’in Kenti için yorumlar kapalı Okunma: 1140 Tarihçe

Ani – Tanrıça Anahit’in Kenti

Ani ören yerinde Bronz ve Demir çağ yerleşimler ve Urartulu olması olası yapılar, kazılarla gün ışığına çıkmıştır. İç kalenin duvarlarında, yeniden kullanılmış klasik usulde kesilmiş taş vardır ve de Zerdüşt ateşgedesi olabilecek bir yapı da mevcuttur. Ani’den, ilk defa M.S. 5inci yüzyılda müverrihleri, tepeye yapılmış güçlü kale ve Kamsarakan sülalesinin mülkü olarak bahsetmiştir.

Tarih öncesi dönemde ören yerindeki yerleşim bostanlar deresi olarak bilinen vadideki volkanik oluşumlu mağaralardan oluşmuştur. Bugünkü ören yerini oluşturan iç kale M.S. 4. yy’da Kars Şehrine ismini veren Karsak’lılar tarafından yaptırılmıştır. Kurulduğu arazi üzerine uyumu sağlamak amacıyla ücgenimsi bir şekilde inşa edilen surların yedi giriş kapısı mevcut olup bu kapıların en önemlileri Aslanlı Kapı, Kars Kapısı, Sarnıçlı Kapılardır.

7. yüzyılın ortalarında, Ermenistan Araplar tarafından istila ve zapt edilmiştir. Nüfusun etnik yapısı, bu istiladan pek etkilenmemiştir, ancak mevcut güç dengeleri bozulmuş ve ortaya yeni hükümdar sülaleler çıkmıştır. 9uncu yüzyılın sonlarına doğru Ermenistan, eski bağımsızlığının çoğunu geri kazanmış ancak birçok krallık ve prensliklere bölünmüştür. Ermeni krallıkları arasında iki en güçlüsü, Van Gölü etrafını hükmeden Artzruni sülalesi, diğeri ise kuzeydoğu Ermenistan’ın çoğuna hakim olan ve zamanla başkentlerini Ani’ye nakledecek Bagratid sülalesi idi.

Bagratidler, Ani kalesini ve yakın arsaları, Kamsarakan ailesinden satın almıştır ve 971 yılında Bagratid kralı III. Aşot, başkentini Kars’tan Ani’ye almıştır. Bu vakit Ani, belki de kalenin bulunduğu tepenin etrafına kurulmuş bir kale kasabasından fazla bir şey değildi.

Kral Aşot, alanın en dar kısmını, kalenin altında ve biraz kuzeyinde yeni şehir surlarıyla çevirdi. Şehir öyle çabuk gelişmiştir ki, kuzeydeki geniş duvarlar, 989 yılında tamamlanmıştır. Bu duvarların dışına uzanan harabeler, bu duvarların bile nüfusun tamamını barındıracak kadar geniş bir alanı kapsamadığını ispatlar.

Ani, tüccar kervanları için önemli bir köprü olmuştur ve şehir Bizans, İran, Suriye ve Orta Asya arası ticaret yollarını denetlemiştir. Tüccarlar ve esnaf, Ermenistan’ın daha eski şehirlerinden, Ermenistan’ın kırsal bölgelerinden nüfus akımı ile beraber Ani’ye toplanmıştır. 992’de Ermeni patrikliği, merkezini Ani’ye taşımıştır; 11. yüzyılın başında şehrin 12 piskoposu, 40 keşişi ve 500 rahibi olmuştur. 11nci yüzyılda şehrin nüfusu 100,000’i geçmiş, belki de 200,000’e ulaşmıştır ve refah seviyesi ile şanı öyleymiş ki, “bin bir kiliseli şehir” olarak bilinirmiş.

Kral I. Gagik’in 1020’de ölümünden sonra, iki oğlu anlaşamamıştır ve taht kavgası başlamıştır. Büyük oğlu Hovhannes-Sembat, Ani’yi tutabilmiştir. Küçüğü Aşot, Bagratid Krallığı’nın başka kısımlarını almıştır. Hovhannes, Gürcistan hükümdarını, Bizans İmparatorluğu’nun genişlemesine karşı yürüttüğü savaşta desteklemiştir ve korkusu, Bizanslıların artık zayıflamış Bagratid Krallığı’na saldırmasıdır. Bunu engellemek için, Bizans İmparatoru Basil’i, idaresi altındaki topraklara varis yapmıştır.

Hovhannes, 1041 yılında ölmüştür ve o zamanın Bizans İmparatoru IV. Mihael, Ani’ye sahip çıkmıştır. Hovhannes, çocuksuz ölmüştür ve böylece Ani halkı, halef olarak Aşot’un oğlu II. Gagik’i desteklemiştir. Ani’yi fethetmek için gönderilen Bizans ordusu, 1042’de yenilmiştir. (Ermeni tarihçiler, olaydan bahsederken, Bizans kayıplarının 20,000 askeri aşkın olduğunu kaydeder; Bizanslı tarihçiler ise suskundur.)

Şehrin Bizans taraftarı Ermenileri, Gagik’i, Konstantinopolis’e barış antlaşması imzalaması için gitmeye ikna etmiştir. Oraya varmasıyla, Gagik tutsak edilmiştir. Bizanslılar yine Ani’ye hücum etmiştir ve yine bozguna uğratılmıştır ancak, 1045’te şehrin halkı kendilerini lidersiz ve düşmanlarla çevrilmiş bulunca, Ani’yi Bizans’a teslim etme kararı almıştır. Kral II. Gagik’e karşılık olarak, Konstantinopolis’te bir saray ve Caesarea (günümüz Kayseri şehri) verilmiştir. Türklerin Bizans topraklarına girmesiyle, kuzey Kilikya’da Rum himayesinde Cybistra kalesinde öldürülmüştür. Gagik’in generallerinden biri olan Rupen’in oğlu Konstantin, daha sonra Kilikya’da ayrı bir Ermeni krallığının kurucusu olacaktır.

Orta Asya asıllı Türklerin akıncı birlikleri, Ermenistan ve Bizans’ın Anadolu topraklarına 11. yüzyılın ikinci yarısında varmıştır. Bizans İmparatorluğu, sayıları ve kendilerine güveni sürekli artan Selçuklu ordularının ilerlemesini durdurmayı başaramamıştır. 1064’ün yazında Ani, bir büyük Selçuklu ordusu tarafından saldırıya uğramıştır ve 25 gün süren kuşatmadan sonra şehri ele geçirmişlerdir. 1071 yılında, Manzikert (Malazgirt) Savaşı’nda Türkler, birleşik Bizans ve Ermeni kuvvetlerine karşı galip gelmiştir ve Bizans İmparatoru Romanus Diogenese, esir alınmıştır. Artık Ermenistan’ı ve Bizans İmparatorluğu’nun çoğunu Türklerin akınlarından koruyacak hiç bir şey kalmamıştır.

1072 yılında Türkler, Ani’yi, şehri 12. yüzyılın sonuna kadar istikrarsızca idare edebilen Kürt asıllı Şeddatlı sülalesine satmıştır. (Şeddatlılar, ehri, birkaç kez Gürcülere ve de halen hemen hemen tamamı Ermeni olan halkın ayaklanmalarına kaybetmiştir.) 1200 yılında Gürcü kraliçesi Tamara, Ani’yi zaptetmiştir ve onu, zamanla topraklarının genişliği Bagratid krallığınınkini andıracak Mkhargrdzeli ailesine vermiştir. Onların hükmü altında Ani, eski refahının çoğunu geri kazanmıştır. Kiliselerin olduğu kadar şehir surlarının kulelerinin pek çoğu bu döneme aittir. Bu bölge, 1237’de Moğollar tarafından işgal edilip zapt edilmiştir, ancak her zamanki yağmalama ve öldürmenin ardından
istikrar bir nevi sağlanmıştır ve Mkhargrdzeli sülalesi Ani’yi yönetmeye devam etmiştir; fark ise, bu defa Gürcülerin değil Moğolların vasalları olmalarıdır. Ancak 1330’lara doğru şehrin kontrolü, aralarında Ani’yi başkentleri yapan Kara Koyunluların da bulunduğu bir dizi Türk sülalesine kaybedilmiştir.

Halkın toplu göçü, Moğol istilasıyla başlamıştır. 14üncü yüzyıla doğru Ani, bir ticaret merkezi olma özelliğini yitirmiştir ve kalan ticaret yolları daha güneyden geçer olmuştur. 1380’lerde Timur Ani’yi ele geçirir, ancak ölümüyle Kara Koyunlu sülalesi yeniden şehri hükmeder. O vakte doğru artık Ani, bir şehir olarak çökmek üzeredir. Kara Koyunlular başkentlerini Erivan’a nakletmiştir (Ermeni Patrikliği de aynısını 1441’de yapmıştır) ve geri kalan nüfusun çoğu şehri terk etmiştir. Şehrin 1319’da deprem yüzünden terk edildiği, Türkiye’de halen birçok rehber kitabınca neşredilen bir yalandır.

Ani, 1579’da Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılır. 17. yüzyılın ortalarına kadar surların içinde küçük bir kasaba vardır, ve burayı 17. yüzyılın başında ziyaret eden bir Avrupalı gezgin, Ani ve hemen civarında 200 kilisenin varlığından bahseder. Ani’nin son gerilemesi, istedikleri gibi soyup öldüren Kürt aşiretlerinin istilası nedeniyle kırsal yörelerin halkının kaçmasıyla meydana gelmiştir. Hıristiyan olsun Müslüman olsun, yerleşik hayatın sürdürülmesi artık imkansızlaşmıştır. Kızkale’deki kilise en azından 1735’e kadar keşişlerce kullanımdaymış; demek ki, şehrin nihai ve kati terki belki de 18. yüzyılın ortalarını bulmuştur. 19. yüzyılın başında, Ani’de insan izi kalmamıştır.

İlk Gezginler

“…bütün bu vahşi, viran, ıssız alanın, orasında burasında, tek tük harabesiyle, gezene, bu harap arazinin bir zamanlar bereketli, yoğun nüfuslu, ve uygarlık seviyesi çok yüksek bir halkın yaşadığı yer olduğunu hatırlatmak istermişçesine.”
– John Ussher

19. yüzyılın başında, Ermenistan’ın çoğu, bilinmeyen, haritaya çizilmemiş ve keşfedilmemiş bir bölgeymiş. Seyahat koşulları oldukça zormuş çünkü yerleşilmemiş, haydutlarla dolu, yolları olmayan bir bölgeymiş. Buna rağmen, ya da belki de bu yüzden, Ermenistan’a giden Avrupalı gezginlerin sayısı, yüzyılın ilerleyen yıllarında artmıştır.

Bu yolculukların çoğu, sonbaharın sonlarında veyahut kış aylarında gerçekleştirilirmiş. Gerekçesini, gezgin Richard Wilbraham şöyle açıklar:

“Kürtlerin yaşadığı yerlerde yolculuk yapmak, kış aylarında, yaz aylarında olduğundan daha güvenlidir, çünkü ovaların, hayvan sürülerine otlak sağlayamadığında, köylerine çekilip, göçebe hayattan bir anlamda ayrılamayan nizamsız, yağmacı alışkanlıklarını geride bırakırlar.”

Ani harabeleri, şu gezginlerin yazılarında biraz ayrıntıyla işlenmiştir:

Sör Robert Ker Porter (Ani’yi 1817’de ziyaret etmiştir).
William Hamilton (Ani’yi 1836’da ziyaret etmiştir).
Kaptan Richard Wilbraham (Ani’yi 1837’de ziyaret etmiştir).
Charles Gordon (Ani’yi 1857’de ziyaret etmiştir).
John Ussher (Ani’yi 1860’larda ziyaret etmiştir).

Journal of the Royal Geographic Society gibi dergiler de Ermenistan’a yapılan seyahatlerden bahsetmektedir. JRGS’nin 1842 sayısında “Notes of a Tour in Armenia” (volume XII), K. E. Abbot’ın 1837’de Ani’ye yaptığı bir ziyaretin anlatısı vardır. Sargis Dgaleantz’ın 1842’de yayınladığı “Büyük Ermenistan’a Yolculuk” ve L. Alişan’ın 1855 tarihli “Büyük Ermenistan Tarifi” gibi Ermenice basılmış kitaplar da Ani’nin, artık çoğu, tarihi Ermenistan’ın dışında yaşayan Ermeniler tarafından yeniden keşfedilmesini mümkün kılmıştır.

1839’da, Fransız Charles Texier, Ani’yi ziyaret etmiştir ve 1842’de Batının ilgisini Ermeni yapılarına çeken on büyük gravür sunan “Description de l’Armenie” adlı kitabını yayınlamıştır. Marie-Felicite Brosset’nin 1860’ta Sen Petersburg’da yayınlanan “Les Ruines d’Ani” adlı kitabı da önceki gezginlerin resimlerine dayandırılmış birçok Ani gravürünü içerir.

Ani, Rus Yönetiminde

Ani’yi 19. yüzyılda etkileyen en büyük olay, 1878 yılında gerçekleşmiştir. Rusya’nın Osmanlı’yı bir önceki yılki savaşta mağlup kılmasıyla, Kars bölgesi, Rus İmparatorluğu’na devredilmiştir. Rus yönetimi altında, Kürtler etkisizleştirilmiştir (ya da eşkıya yaşam tarzlarını sürdürebilmek için Osmanlı topraklarına göç etmiştir), yeni yollar yapılmış, kasabalar gelişmiş, ve bölge uygar yaşantıyı barındıracak kadar güvenli olmuştur. Neredeyse bomboş olan bu topraklara akın eden Ermeniler, Ani harabelerine ve onun korunmasına önem veren yerli halkı yeniden yaratmıştır.

Muhtemelen bu Ermeniler Ani’ye, Avrupalıların, bitki örtüsüyle çevrili bir harabeye baktığı gözle bakmamıştır. Ermenistan’ın çoğu, terk edilmiş yerleşim alanlarının harabeleriyle dolu boş bir araziymiş ve Ani, bu mahvoluşun en çarpıcı örneği, Ermenistan’ın eski şanının simgesi ve gelecekte ulaşılabilecek hedeflere ilham kaynağı olarak görülmüştür. 19. yüzyılın sonlarına doğru, Ani, Ermeniler için bir şehirden de öte, bir ülküdür. Romanlar, piyesler ve hatta operalar, Ani’den ilham alarak yazılmıştır.

Felsefeci ve mistik G. I. Gurdjieff de Ani harabelerinden ilham almıştır. Ermenistan’ın Rus himayesi altındaki bölgenin birçok binasında, Ani’nin yapılarından esinlenmiş mimari motifler görülür. Ani Katedrali başlı başına bir ilham kaynağıdır ve Kars ile Aleksandropol (sonraki ismiyle Leninakan, bugün Gümrü) kentlerinin yeni kiliselerin tasarımı ona dayandırılmıştır.

19. yüzyılın sonlarında, Ani’yi anlatan en önemli kaynak, Britanyalı gezgin H. F. B. Lynch’in 1901’de yayınladığı iki ciltlik “Armenia: Travels and Studies” adlı kitabıdır.

Ani Kazıları

1892 ve 1893 yılları, Ani’de adamakıllı arkeolojik kazı döneminin başlangıcıdır. Kral Aşot’un duvarı çıkartılmıştır. Yakında, fresklerle dolu bir kilisenin temelleri bulunmuş ve Halaskar Kilisesi’nin etrafında kazılar yapılmıştır. Bu çalışmaların sponsorluğunu Sen Petersburg Bilim Akademisi üstlenmiş ve kazıyı Rus arkeolog ve oryantalist Nikolai Marr (1864-1934) yönetmiştir.

Çalışmalara verilen bir aradan sonra, Marr’ın Ani kazılarına 1904’te yeniden başlanmıştır ve 1917’ye kadar bu çalışmalara her yıl devam edilmiştir. Şehrin büyük kısımları kazılmıştır, arazinin tamamının mesahası yapılmıştır, ve Manuçehr Camii, bulunanların çoğunu barındıran bir müze yapılmıştır. Birçok kilisenin duvarlarında halen görülebilen Ermenice ve Rusça “grafiti,” Ani’yi ziyaret edenlerin sayısının artışına kanıttır.

Türklerin Geri Dönüşü

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Ermenistan’ın Osmanlı yönetimi altındaki kısmında gerçekleşen katliam ve tehcir, buradaki Ermeni nüfusunun nerdeyse tamamının yok olmasına neden olmuştur. 1917 Devrimi ile Rus ordusunun dağılması, Osmanlı İmparatorluğu’nun dehşeti Rus Ermenistanı’na uzatmasını sağlamıştır. 1918’de Osmanlı ordusu, yeni ilan edilmiş Ermenistan Cumhuriyeti’nin üzerinden biçip geçerek 1918’in Nisan ayında Kars’ı zapt eder ve ardından Hazar Denizi kıyısında Bakü’ye kadar ulaşır.

Ani’de ise, ordunun varmasından önce en kıymetli parçaların kurtarılmasına çabalanmıştır, ancak bazı parçalar (örneğin, Kral Gagik’in eşsiz heykeli), hedeflerine ulaşamamıştır. Geride kalan ne varsa (kazı arşivleri, mesahalar, raporlar ve fotoğraflar), Türk askerince yağmalanmış veyahut yok edilmiştir.

Osmanlı’nın diğer cephelerdeki yenilgileri, ordusunun teslim olması ve savaş öncesi sınırlarına çekilmesine neden olmuştur. Geride ise harabe bir arazi kalmıştır. 1920’de, bu defa Ankara Hükumeti saldırmıştır. Dağılmış, donatımsız, eğitimsiz, idaresiz ve moralsiz Ermeni ordusu, bu yeni saldırıyı durduramamıştır. Kars, Ekim 1920’de yine Türklerin eline geçer, onun ardından da Aleksandropol (Gümrü).

Kasım 1920’de, Bolşevikler Ermenistan Cumhuriyeti’nin geriye kalanını da işgal eder. Ermenistan’ın Sovyet “koruması” altına girmesiyle, Türk tarafı hücumunu durdurmuş, hatta ve hatta Gümrü dahil bazı topraklardan çekilmiştir.

Bolşevikler, Türkiye Cumhuriyeti ile iyi ilişkide bulunmak istediklerinden, 1921’de Kars Antlaşması’nı imzalayıp Kars, Sarıkamış, Iğdır, Kağızman, Ardahan, Artvin, ve Oltu’yu Türkiye’ye bırakmıştır. Bu bölgelerin Ermeni nüfusu göç ettirilmiştir ve Horomos ve Khtzkonk gibi halen işlek bütün Ortaçağ Ermeni kilise ve manastırları terk edilmiştir. Arpaçay (Akhurian nehri), Türkiye ile Ermenistan Sovyet Cumhuriyeti arasındaki yeni sınır olmuştur. Ani, yabancılara yasak, gün geçtikçe gerginleşen sınır bölgesinin Türk tarafında kalmıştır.

Özet:

  • M.Ö. 3000 – 2000 Eski Tunç Devri yerleşmesi,
  • M.Ö. 2000′de Demir Çağı’nda Hurri yerleşmesi,
  • M.Ö. 900-700 yılları arasında Urartu Devleti yerleşmesi,
  • M.Ö. 650 yıllarında Kimmeri Hakimiyeti,
  • M.Ö. 626-149 Saka Türkleri (İskit) hakimiyeti,
  • M.Ö. 350-300 yıllarında şehir eski Oğuz Boyları’ndan Arsaklılar’ın Kamsarakan soyundan Karampart tarafından yeniden kurulmuştur.
  • M.S. 430-646 yılları arasında Sassani hakimiyeti,
  • M.S. 646 yılında Halife Hz. Ömer devrinde Ani ve çevresi Araplar’ın eline geçmiştir.
  • M.S. 732 yılında Bağratlı Beyliği egemenliğine geçmiştir.
  • M.S. 966 yılında Bağratlı III. Aşot tarafından şehir surları yaptırılarak Ani Krallık Merkezi olmuştur.
  • M.S. 1045 yılında şehir Bizanslılar’ın eline geçmiştir.
  • M.S. 1064 yılında Selçuklu Sultanı Alparslan tarafından şehir alınarak Şeddat Oğulları Beyliği’ne verilmiştir.
  • M.S. 1199 yılında Ani Gürcü Atabeyler’in eline geçmiştir.
  • M.S. 1226 yılında Harzemşah Devleti’ne tabi olmuştur.
  • M.S. 1235 yılında Moğol istilasına uğrayarak şehir tahrip edilmiş ve sonra eyalet merkezi olmuştur.
  • M.S. 1339 – 1344 yılları arasında İlhanlılar egemenliğine geçmiştir.
  • M.S. 1406 – 1467 yılları arasında Karakoyunlu Devleti hakimiyeti altına girmiştir.
  • M.S. 1467 – 1516 Akkoyunlular Devleti Hakimiyeti,
  • M.S. 1516 – 1534 yılları arasında Afşar Türkleri hakimiyeti,
  • M.S. 1534 yılında Osmanlı İmparatorluğu topraklarına katılmıştır.
  • M.S. 1878 yılında Ruslar tarafından istila edilmiş, 40 yıl ana vatandan ayrı kalmıştır.
  • MS. 1921 yılında İstiklal Harbi sırasında Ruslar’dan geri alınmıştır.

Etiketler:, , , ,

Yorumlara kapalı.